Russian Girl


Transliteration
425a: nin de birer tur mayusane ile başı avucunda bulundukları gösterilmişdir.
Ama bu tesvirler hakikaten pek mahirane bir suretde yapılmışlardır. O kadar mahirane ki bazı kere insan vahlatan bunların canlı olduklarını da zann ederek kendilerine söz söylemeğe taviranur.
Bizim bugün şu pasaja gelmekden asıl mukaddimiz bu tesvirleri görmekden de ibaret değil idi. Buraya henüz onbir yaşında oldığı halde ğayet iri bir Rus kızı götürülmüş oldığını gazeteler ilan eylediklerinden şu makhluk acibi görmek arzusunun da bu ziyaretde dahl gelisi olmuş idi.
Konsertolar vermeğe makhsus olan bir büyük salona vardığımız da kadın erkek yirmi otuz kadar zavatın da bu cesim el-cüsse kızı temaşaya gelmiş oldukalrını görerek biz daha bir tarafa oturduk. Mutaakiban ufacık tiyatro sanası gibi bir yerden perde açılarak kız meydana çıkdı. Vakian hal ve şanında kızın sabiy oldığı anlaşıldığı gibi vucudca epeyce cesim oldığı da görelür idiyse de badi-i emr de bana öyle acayib makhlukatdan ad olunacak derecelerde büyük görünmemiş idi. Yalnız elleriyle ayakları tanasub tabiisinden fazla ad olunacak kadar

425b [Gülnar] : büyük görinüb vücüdı ise irice kadınlar derecesinde zann olunuyor idi. Bu mutalaamı Madam Gülnar’a arz eylediğimde o daha böyle bir mutallada bulundığını anlatdı. Kadın erkek bir takım kimseler daha bu mulahazaya iştirak edince kızın ahvalini hazara taarif eytmekde bulunan doktor tavırlı/türlü bir adam bana tevcih khitabla dedi ki:
  • Efendi! Kerem eder de biraz buraya kızın yanına gelür misiniz? Kendisiyle boyı ölçerse kız gereksiz gerek hazar kiram şu on bir yaşındaki çocuğun cesameti hakkında bir fikir tam hasıl edersiniz.
Ben biraz tereddüd eyledim. Herif cebinden bir khalka çıkarub bize göstererek dedi ki:
  • Bu zahmetiniz beyhuda’ya gitmez efendim! Çocuğun veladatnamesi eldedir. Henüz onbir yaşını betürmemişdir. Vücudının terakki’-i cesameti gerçekden şayan-ı teaccüb-ı bir sur’atle vukua geliyor. Geçen sene şu khalka orta parmağında takılı iken bakınız bu sene serçe parmapının ucı bile buraya sığmıyor. Bu çocuk yirmi – yirmi bir yaşına kadar hep bu nisbetde devam eyler ise adeta bir devi kesilecektir.

426a [Gülnar] [Rus köylilerin kıyafeti] [kız ile tekellüm ederek] : rica ederim geliniz. Kendi vücudınızla bir mukayese edeniz. Madam Gülar’ın daha tergibi üzerine kızın yanına kadar çıkub boyımızı ölçdük. İşte o zaman çocuğun cesameti nazr-ı taaccübime çarbdı. Anın omuzı benim omzumdan bir buçuk karış daha yüksek idi. Yüzine bakdığım zaman gözlerimi kaldırmağa mecbur olıyor idim. Güya ben peyade o süvari imiş de yerden anın yüzine bakıyor imişim gibi kendimden yüksek bir şakhsın yüzine bakdığımı görüyor idim.
Kıyafeti Rus köylilerinin kıyafeti olub arkasına giymiş oldığı bol yağlı/ gömlek yalnız ellerinin cesametini satr edemiyor idiyse de bazularının cesametini satr ediyor idi. Bazularını yoklamak içün elimle tutmak istedim. Avucumun çindeki cesmi bir bazı değil bir bacakdır zann edecek derecelerde kalın buldım.
Madam Gülnar bu kız ile Rusça tekellüm ederek zekasını bir tecrübe etmek istedi. Kheylice konışdılar. Hatta kızın erbabı temaşaya satmak içün fotoğrafya resimleri de yapdılılmış oldığından mükaleme-yi mezkure neticesinde bu resimleri kendi eliyle hazara tekdim etdiğinden birer danesini hep mubayaa eyledik. Surat-ı tekellümi

426b [Gülnar]: bir büyük zekavat göstermediği gibi Madam Gülnar daha bu makhluk acibenin her güne terakkiyat-ı fikriyyeden mahrum epeyce gabavet sahibi bi şey oldığının anlaşıldığını söyledi. Bu mahallende temaşasından sonra dün verdiğimiz karar mucibince akvaryumda kuşluk taamı etmeğe gitdik….

(ABC, 425 - 426 pp.)

Russian Passengers


Transliteration

Rûfakâ-yi ecnebiyyeden add olunan şu üç kadına Rusya mehâkim adliyyesinde ḫidmeti sâbk eytmiş bir Rus Avukatı ile bir de an-asl Bulgar iken ruslanmış bir zâtı ve bir de Dominikan Papasını ilâve eyler isek mikdârları altıya varır ise de bu son üç zatın isimleri nasılsa tehkik olunamamışdır.

If we add a Russian lawyer who served in the Russian judicial system, a Bulgarian who has become Russian, and a Dominican priest to the three women called from the foreign consulate, the number will increase to six. However, the names of these last three individuals have somehow not been investigated.

ABC, 14,
Rusya Mehâkim-i
Adliyye (b17);
Rus Avukat (b18);
Ruslanmış [bir zat] (b19)

Supposedly Russian Stranger

Transliteration

Стр. 82.:

Rus (b27)
Katedral yani baş kilisa-yi temaşadan avdetle hangi kıtara bineceğimi şimendüfer ma’murlarına ifade eylediğimde bu efendiler beni gayet muhakkırane bir tavır ile telekki eylediler. Almanca bir takım şeyler söylediler ki bineceğim kıtarı taarifden ziyade beni tekdir zann olunıyor idi. Almanca anlamadığımdan Fransızca söylemlerini rica eylediğimde Fransızca söylemeyeceklerini anlarur suretde mukabelede bulunarak nihayet yanımdan savuşub gittiler. Bu muamelenin simendüfer ma’murlığıyla nisbet-i kabul etmeyeceğini görerek beyan-ı hal içün daha büyük bir me’mur aramağa başladım ise de bulamıyorum ki! Döniyorum tolaşıyorum. Kimse imdadıma gelmiyor. İstasyon me’murlarının vazifesi ise böyle etrafını aranan yolcıların yanlarına sokulub ne istediklerini sormakdır. Fena halde hiddetlenmeğe başladım. Hele biraz sonra bir kıtarın brem tarafına toğrı gitdiğini görerek bu kıtar benim gitmekliğim lazım gelen kıtar oldığını da anlayınca o kadar hiddetlendim ki asabım adeta titremeğe başladı. Fakat il memleketi! Hiddetin ne faidesi olacak?
Bir pike üzerine oturdum. Yüzümden ateşler çıkdığını ve tek göz ile burnuma bakarak burnumun kıp kırmızı oldığını görüyor idim. İşin daha ilerüsini düşündiğim halde khatrıma bir çare bile gelmiyor idi. Nihayet polise müracaatı gördüm. O aralık yanıma güzel kaba sakallı kendisi de güzel bir adam gelüb fasıh fransızca ile:
  • Misyö! Galiba lisan bilmamizlik belasına doçar oldınız? dedi. Mal bulmuş mağribi gibi sevinerek:
  • Aman Misyö! Edeceğim tedbiri bana öğretiniz! diye rica eyledim.
Sordı ki:
  • Fransız mısınız?
istiğrab eyledim. Cevaban:
  • Hayır! İşte milli serpuşum başımda. Osmanlıyım!
Diyince bu adam dahı istiğrab ederek:
  • Sizi Fransa’nın Cezayir Zabitanından olmak üzere telakki eytdiler. Asıl bineceğiniz kıtarı bi-l-iltizam size gaib eytdirdiler! demesünmi?
Bizde ahvalinin biri diğerini taakib ediyor. İşte fes yüzünden doçar oldığımız bir bizarlık ki:
Bu adamın kendisi kim oldığını sual eylediğimde huviyyetini haber vermedi. Ama pek zann ederüm ki Rus idi. Zira Fransızcayı böyle güzel telaffüz etmek Türkler ile Ruslara vergidir.

Translation:
I boarded the train at the Cathedral, that is, the main church, after returning from sightseeing. When I tried to express to the ticket officers which platform I would board, these gentlemen understood me very clearly and responded with a certain attitude. They spoke some things in German, which made me think they were scolding me rather than giving information about the platform I would board. Since I didn't understand German, when I requested them to speak in French, they refused to speak in French, and without any further communication, they finally disappeared from my side. Realizing that this behavior was unacceptable from the ticket officers, I started looking for a higher-ranking official to explain my situation, but I couldn't find one! I'm turning around, searching. No one is coming to my aid. The duty of the station officials is to approach these sought-after passengers and ask what they need. I started getting extremely angry. Especially when I saw a train departing towards Bremen shortly after, and I realized that this train was the one I needed to take, I became so furious that my nerves started to tremble. But my hometown! What good would anger do?
I sat on a bench. I could feel the heat coming from my face, and by looking at my nose with one eye, I could see that it had turned bright red. Even though I thought about the next steps, I couldn't come up with a solution. Finally, I decided to go to the police. Around that time, a handsome man with a beautiful, coarse beard approached me and spoke fluent French:
"Monsieur! It seems you have fallen into the trap of not knowing the language?" he said. I felt relieved and said:
"Oh, Monsieur! Please teach me what precautions to take!"
He asked, "Are you French?"
I sighed in distress and replied, "No! Look, I'm wearing a traditional headdress. I'm Ottoman!"
Upon hearing this, the man also sighed and said, "They mistook you for an officer from France's Algerian Police. They mistakenly directed you to the wrong platform where you were supposed to board! Isn't that something?"
We have one confusion after another. This is a strange situation we find ourselves in because of the fez:
When I asked this man about his identity, he didn't disclose it. But I strongly believe he was Russian. Because only Turks and Russians can pronounce French so beautifully.
Russian In Swiss Alps
895:
Rus (b1)
Made on
Tilda